Savaş Sanatında Panik ve Öfke Yönetimi Nasıl Öğrenilir?

Panik ve öfke yönetimi savaş sanatında ne işe yarar?

Her zaman söyleriz; bir insanın savunmada başarılı olabilmesi için sadece fiziksel teknikler açısından kendisini geliştirmiş olması yetmez. Asıl önemli olan, SAVAS terminolojisinde “psikolojik hakimiyet” olarak ifade ettiğimiz teknikteki başarıdır. Bu teknik fiziksel tekniklerden çok daha önemlidir. Bunun önemini anlamak için zihnimizde şöyle bir sahne canlandıralım: Karanlık bir gece yarısı işten evinize dönerken sokağın başında yolunuzu kesen bir saldırganla karşılaştınız. Elinde de bıçak var ve o ürkütücü görünümü ile ağıza alınmayacak küfürler eşliğinde sizi tehdit ederek üzerinize doğru geliyor. Eğer siz dünyanın en iyi savaş sanatçısı dahi olsanız, böyle bir atmosferde psikolojinize hakim olamaz, korku ve paniğe girerseniz (girmem demeyin) bildiğiniz hiçbir tekniği uygulayamazsınız.

Çünkü öfke, beynin rasyonel düşünen bölümü olan prefrontal korktesi kısmen veya tamamen devre dışı bırakacak kadar güçlü bir yönelimdir. Bu yüzden dolayı da eğitimle öğrenilmiş hiçbir şey aklınıza dahi gelmez. Kendinizi savumak durumunda kaldığınızda ise yaptığınız hareketler sıradan sokak kavgası hareketleri olur ki savunmada bunun bir işe yaramadığına dair yüzlerce örnek vardır. Bir öğrencimin buna dair çok güzel bir ifadesi vardı; öfke ile birbirlerine giren iki ustadan bahsederek şöyle demişti; “ortada iki tane  …cu  var ama  …  yok!

Peki neden böyle oluyor? Çünkü biz, antrenmanda teknikleri az önce bahsi geçen, beynimizin rasyonel düşünen bölümü olan prefrontal korteksle öğreniyoruz. Bu bölge aynı zamanda bilinçli karar alma, stratejik düşünme, sabırlı ve sakin olma ve hatta rakibi manipüle etmek için kullandığımız zekanın da kontrol edildiği yerdir.

Eğer siz beynin bu bölgesine yeterince hakim değilseniz kontrol daha henüz mücadele başlamadan amigdalanızın eline geçer. Amigdala öfke, nefret, korku, panik ve aşırı saldırganlık gibi eğilim ve davranışlardan sorumlu olan duygusal beynin bir parçasıdır. İşte antrenmanda teknikleri çok iyi yapsanız bile bir sokak saldırısında uygulayamamanızın nedeni o an amigdalanızı kontrol edemiyor  olmanızdandır. Dolayısı ile rahatlıkla söyleyebiliriz ki;  savunma önce psikolojik hakimiyetle başlar! Ve bunun eğitimini almayan birinin de rakibi karşısında işi çok zordur.   

Fiziksel teknikleri öğrenmek işin en kolay kısmıdır. Psiklojik hakimiyeti içselleştirmek ise çok uzun zaman alabilir. Psikolojik hakimiyet tamsa zaten çok basit birkaç teknikle kendinizi koruyabilirsiniz. Mesela panik yapmadığınız için, mesafe, derinlik ve üç boyutlu algılama yeteneğinizi devreye sokar, adımlama teknikleri ile ayaklarınızı kullanıp sağa sola kaçışlar yaparak rakibin hamlelerinden kendinizi kurtarmayı başarabilirsiniz.

Bunun için nasıl bir çalışma yapmak gerekiyor?

Panik ve öfke kontrolü için özel bir çalışma yapmanız gerekmiyor. Yapmanız gereken tek şey teknikleri bir sokak saldırısında olduğu gibi senaryolarla canlandırmaktır. Antrenmanda böyle bir atmosferin duygusunu bizzat yaşıyor olmak korkuyu kontrol eden amigdalanızı denetim altına alabilmenize çok yardımcı olacaktır. Bildiğiniz gibi; Amigdala öğrenme ve pekiştirmede etkili bir organdır. Sinirbilimciler bir şeyi hızlı ve unutmayacak şekilde içselleştirmenin yolunun o şeyi duygu eşliğinde yaşayarak öğrenmekten geçtiğini söylerler. Amigdalanın duygusal olarak değerlendirdiği olaylar belleğimize mükemmel bir şekilde kaydedilir ve zor unutulur. Sonuç olarak, içinde duygu ve gerçeklik olan bir antrenman modelinde, teknikleri her türlü psikolojik koşulda uygulayabilecek bir bilinç düzeyine gelmiş olursunuz.

Örneğin; SAT/SAS gibi üst düzey profesyonel askerler, korku ve panik durumunda beynin öfke ve saldırganlık devrelerini çok iyi kontrol ederler. Stres ve duygu durumu yönetimi konusunda adeta uzmandırlar. Öyle olmak zorundadırlar; çünkü çok kritik ve hassas görevler, dengesiz duygusal davranışlar yüzünden asla tehlikeye atılamaz!  İşte, onları bu konuda uzman yapan da, sahada yaşayacakları korku ve paniği eğitimdeki senaryolarla simüle ederek amigdalalarını eğitiyor olmalarıdır. Şunun altını özellikle çizerek ifade etmek istiyorum; zor koşullarda korku ve panik kaçınılmazdır. Amigdalayı denetim altına almak, dövüş gibi olağandışı koşullarda  “parkta güle oynaya hareket eder gibi rahat olmanızı sağlamaz. İtici bir güç olarak makul bir stres ve panik olacaktır, olmalıdır. Prefrontal korteksin işi amigdalanın dengesizleşmesini, bir bakıma çıldırmasını önleyerek stres ve korkuyu optimum seviyede tutmaktır. Aksi halde bu denge yitirildiğinde zihin ve bedeninize söz geçiremez hale düşersiniz.  Çünkü korku istemdışı gerçekleşen, denetimi oldukça zor biyolojik bir reaksiyondur. Korkuyu denetim altına alan güç ise bilinçli farkındalıktır. Bilinçli farkındalık, beynin düşünen, muhakeme yapıp karar alabilen bölümü olan prefrontal korteksle ilgilidir. Peki prefrontal korteksi bu amaçla etkinleştiren sebep nedir? Muhtemelen hayatta kalma iradesidir. Ve unutmadan; ya siz insan gibi biyolojinize hakim olacaksınız ya da bir hayvan gibi biyolojiniz size hakim olacak!

Son olarak şu notu da düşmek isterim; amigdalanın sürekli uyarılması insanın tehlike ve tehdit karşısında duyarsızlaşabilmesine de neden olabilir. Dolayısı ile kursiyerlerin hayatta kalabilmek için korku ve duygu hisslerini kaybetmemeleri gerekiyor. İnsanların bunu kaybetmeleri durumunda empati yoksunluğuna bağlı olarak başkalarına karşı duyarsızlaşma riski ortaya çıkabilir. O yüzden kursiyerlere şu bilinci vermek gerekiyor: Eğitimde kendinizi duygusal olarak kaptırın ama bunun sadece bir canlandırma olduğunu da asla unutmayın! Her konuda olduğu gibi; ne az,  ne çok. Mükemmel olan dengedir…

Öte yandan, yıllarca panik ve öfke kontrolü eğitiminden geçen bir savaş sanatçısının günlük yaşamdaki davranışları da olumlu yönde değişmez mi? Değişir elbette. Bu da sanatın sosyal hayattaki başarısıdır işte…Düşünün; temel amacınız bedeninizi ve zihninizi mantıklı kullanmak için duygu durumunuzu kontrol etmeyi öğrenmek. Bu öğrenimi içselleştirdiğinizde artık sizin bir davranış karakteriniz de yeni bir kimliğe kavuşmuş demektir. Yeni zihin/kimlik bu olunca, günlük yaşamda da öfke ve saldırganlık içeren davranışlarda bulunmayı pek tercih etmezsiniz. “Tercih etmezsiniz” dedim, çünkü bilinçli farkındalık yönünüz de gelişmiş olacaktır.

Naci Kesener

SAVAS Bireysel Savunma Sistemleri Kurucu Eğitmeni

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Sinaps, Uğur Batı

Beynin Sırları, Sinan Canan

Değişen Beynim, Sinan Canan

David Eagleman, Incognito&Beynin Gizli Hayatı

Bruce Hood, Evcilleşen Beyin

Joseph LeDoux, Duygusal Beyin

0 Paylaşımlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X